Selected Article

Title

Morality As Philosophy Practical Field By Taskopruzade

Taşköprîzâde’de Felsefenin Pratik Alanı Olarak Ahlâk

Description

Even though the subjects about morality had become systematized with Plato, the first independent work on morality arose with Aristoteles’ book, The Nicomachean Ethics. At this book the science of morality is a part of the practical philosophy and it’s about the human behaviors. Just like middle age western world, many of the Islamic philosophers had sided with this approach. The concept of Aristotelian philosophical morality, which was started with Kindi, had been developed by Farabi, Ibn Miskeveyn, Ibn Sina, Fahreddin er-Razi, Nasiruddin et-Tusi, and had continued with Ottoman philosophers such as Kinalizade and Taskopruzade. Although this moral sentiment has a philosophical structure, it’s not entirely separated from Koran or Sunna. In Islamic world the moral system, which can be called Sufi morality as well and is synthesized with revelation, had become widespread along with the philosophical morality. In Ottoman world these kind of studies had been developed more as a part of the gloss and annotation traditions. In this article the Taskopruzade Ahmet Efendi’s (1495-1561) thoughts on the science of morality, which he believed as the area of human’s practical maturity, is being discussed. In his work called Miftâhu’s-saâde and misbâhu’s-siyâde he did a detailed partition of sciences and he mentioned the science of morality as a practical branch of philosophy. Taskopruzade commented on Ici’s work Ahlâk-i Audiyye, which is one of the most important works on morality in the Ottoman Empire, and gave significant information about practical maturation and virtues in this work of his. In this study the philosopher’s view on morality in terms of philosophy and religion will be discussed and the importance which he gave for this science in terms of its definition, subject, purpose and sense of virtue will be evaluated.

Ahlâkla ilgili konular Platon’la sistemleşmeye başlamışsa da Aristoteles’in Nikomakhos’a Etik adlı kitabıyla ilk müstakil ahlâk çalışması vücuda gelmiştir. Bu eserde ahlâk ilmi, pratik felsefenin bir bölümü olup, insanın davranışlarıyla ilgilidir. Ortaçağ Batı dünyası gibi İslâm düşünürlerinin pek çoğu da bu yaklaşımdan yana olmuştur. Kindî ile başlayan Aristotelesçi felsefî ahlâk telakkisi, Fârâbî, İbn Miskeveyh, İbn Sînâ, Fahreddin er-Râzî, Nasîruddin et-Tûsî ile gelişmiş, Kınalızâde ve Taşköprîzâde gibi Osmanlı düşünürleriyle devam etmiştir. Bu ahlâk anlayışı her ne kadar felsefî bir yapıya sahip olsa da Kur’an ve sünnetten tamamen kopmuş değildir. İslâm dünyasında felsefî ahlâkın yanında, tasavvufî ahlâk da diyebileceğimiz vahiyle sentezlenen bir ahlâk sistemi de yaygınlaşmıştır. Osmanlı’da bu tür çalışmalar daha çok şerh ve haşiye geleneğinin bir parçası olarak gelişmiştir. Bu makalede Taşköprîzâde Ahmet Efendi’nin (1495-1561) pratik yetkinleşme alanı olarak gördüğü ahlâk ilmine dair düşüncelerine yer verilecektir. Nitekim o, Miftâhu’s-saâde ve misbâhu’s-siyâde adlı eserinde ayrıntılı ilimler taksimi yapmış ve burada ahlâk ilmini, felsefenin pratik alanlarından biri olarak görmüştür. Osmanlı’nın en önemli ahlâk eserlerinden biri olan Îcî’nin Ahlâk-ı Adudiyye’sine şerh yapan Taşköprîzâde, bu eserinde de pratik yetkinleşme ve erdemler hakkında önemli bilgiler vermektedir. Çalışmada düşünürün felsefe ve din bakımından ahlâka bakışı ele alınacak, tanımı, konusu, gayesi ve erdem anlayışı bakımından bu ilme verdiği önem değerlendirilecektir.